6 Nisan 2014 Pazar

Galatasaray - Fenerbahçe Maç Yazısı | İçimiz Rahat Etti

Bütün haftayı medyanın gereksiz gazlamaları ve  Fenerbahçeli (ismi lazım değil) bir futbolcunun Arena'yı kuaför olarak görmesiyle geçirdik. Açıkçası maç öncesi en çok çekindiğim konu, tribünün erken yenilebilecek gol sonrası vereceği reaksiyondu. Uzun zamandır tek bir olay dahi çıkartmayan Galatasaray taraftarı, hayal kırıklığıyla dolu bir sezonda; iç sahada ki Fenerbahçe mağlubiyetini kaldıramazdı. Ancak geçmiş yıllardan, tribün olarak ders çıkarttığımızı söyleyebilirim. Sahaya müdahale etmeden, 90 dakika oyunda olan bir Galatasaray taraftarı vardı. Islık, tezahürat, baskı, meşale, coşku vs. ne ararsanız vardı. Tribünün gerekli yerlerde müdahalesi ve hakemi baskı altına alması da çok önemliydi. Emre'nin ilk sarı kartında tribünün nasıl etkili olduğunu görebilirsiniz. Senelerdir, Galatasaray'ı kendi sahasında psikolojik savaşla yenen Fenerbahçe, bu sefer kendi silahıyla vuruldu. Galatasaray'da taraftarından futbolcusuna kadar herkes dersine çok iyi çalışmış. Çok kötü bir futbol izlediğimiz derbide, psikolojisi sağlam olan kazandı.

Maç öncesi gerek Nevizade, gerekse Ali Sami Yen Sokak bayram yeriydi. İstanbul'un güneşli bir güne uyanması, derbi atmosferini bütün İstanbul'a yaymıştı. 18:00 itibariyle Arena'da taraftar yerlerini almış, başta Emre Belözoğlu ve Volkan Demirel olmak üzere, suyun karşı yakasında ikamet eden takımı (Khalkedon) beklemeye başlamıştı. Isınmaya çıkan malum şahıslara, muazzam bir baskı ortamı yaratıldı. 

Maçın ilk 10 dakikasında baskılı ve istekli bir Galatasaray izledik. O baskı sonucunu vermekte gecikmedi ve Sneijder tabelayı değiştiren isim oldu. İşin savunma kısmında ise (özellikle ilk yarıda) Sneijder ve Burak Yılmaz, Fenerbahçe'nin beklerini takip ederek savunmaya muazzam katkı verdiler. Her pozisyonda Caner ve Gökhan Gönül'ü ilk karşılayan isim oldular. Fenerbahçe'nin artık herkesçe ezberlenen 30-40 metrelik uzun ve ters topları, savunmada Hakan Balta ve Semih Kaya tarafından bertaraf edildi. Ersun Yanal'ın forvette Webo'yu tercih etmemesi, Fenerbahçe'nin aleyhine oldu. Özellikle kafa toplarında Emenike'nin etkisiz kaldığı bir maçta, Webo değişikliği çok daha önce olmalıydı. Ersun Yanal'ın sezon başından beri takımına ezberlettiği "iki beke ters top gönder, kenarlardan orta açsınlar; ileriye şişir ve orada prese başla !" mantalitesi, kompakt oynayan bir rakibe karşı sökmedi. "İlk yarıda ki derbiyi 2-0 nasıl kazandı?" diyenler olabilir. İlk 20 dakikayı tekrar izlerseniz (Chedjou'nun penaltısına kadar) , kendi evinde oynayan Fenerbahçe'nin pozisyon bulamayışına da iyi baksınlar ! Orta sahada top yapmak gibi bir derdi olmayan Fenerbahçe'nin, ileriye göndereceği uzun topların haricinde başka bir oyun planı olmaması da çok ilginç! Sadece kanat varyasyonlarıyla bir şeyler üretebilen bir takımın kilitlenmesi çok kolaydı. Öyle de oldu. Kenarlardan gelen Caner ve Gökhan Gönül'ü iyi durduran Galatasaray, haddinden fazla sert geçen derbiyi kazanmasını bildi. 

Burada Semih Kaya ve Hakan Balta'yı tebrik etmek gerekiyor. Maç boyu havadan gelen bütün topları indirip, doğru kullandılar. Özellikle Emenike'ye karşı bariz üstünlük kurdular. İkinci yarıda risk alıp, kaptırdıkları topları da es geçmemek lazım. Daha basit oynayıp daha az risk almaları gerekiyor. Gökhan Gönül'e karşı Alex Telles'in sürati ve doğru pozisyon alması da önemliydi. Hücumda etkili bindirmeleriyle, Galatasaray'ın devre arasında ne kadar doğru bir transfer yaptığını tekrar kanıtladı. Bu arada 90 dakika boyunca iyi ve formda bir Drogba'nın, takım için ne kadar önemli bir futbolcu olduğunu da hepimiz gördük. Rakip stoperlerle tek başına verdiği mücadele ve topu rakip sahada tutması, Galatasaray'ın ikinci yarıda nefes almasını sağladı. Bekir'e attığı jeneriklik çalımları da not etmek lazım... Maçın tek golünün sahibi Sneijder, büyük maçların oyuncusu olduğunu yine gösterdi. Hollandalı, hücumda takımın en üretken ismiydi. Gerek isabetli pasları, gerekse sol kanattan yapılan set hücumlarını iyi yönlendirdi. 

Gol sonrası Sneijder'in sevinci


Gelelim gecenin iki ana başlığına. 

Birincisi çok tartışılan Felipe Melo olayı. Bugüne kadar Lugano'yu, Emre Belözoğlu'nu, Volkan Demirel'i bağrına basan Fenerbahçe camiası, mağlubiyeti geçiştirmenin yolunu Melo'nun dilinde aramaya başlamış. Kaybettikleri her derbi sonrası ya hakem suçlanır, ya Galatasaray'dan bir futbolcu... Artık bu muhabbetlere alıştığımız için gülüp geçiyoruz sadece. Her maç rakibe veya hakeme küfür eden, ırkçılık konusunda dünya markası olmuş Emre Belözoğlu suçsuz ilan edilirken; çift girdiği rakibi Felipe Melo suçlu oldu ! (Bu arada Emre'nin ikinci sarısı, direkt kırmızı olmalıydı. Tekrar izlerseniz daha net görürsünüz.Öyle bir müdahale sarıyla geçiştirilemez.) Ayrıca Emre'nin yaptığı çirkefliklerin cezasını, Melo'nun "get the fuck out" işaretinde bulabilirsiniz. 2 sezon önce Volkan'ın poposuyla tuttuğu topun cezasını kesen Felipe Melo, şimdide "süt oğlan" Emre'nin cezasını kesmiştir. Yürüyedur aslanım, çakallara yedirmeyiz seni !

Get the Fuck Out !


Gelelim kanayan yaramız Selçuk İnan'a... Öncelikle olaylar nasıl gelişti, açıklık getirelim. Galatasaray bir pozisyonda hızlı çıkmak isterken, top Selçuk İnan'a geldi. O sırada Drogba ve Burak Yılmaz sprint atmış ve savunmanın arkasına sarkıyordu. Selçuk İnan bu ikiliye pas atmayınca, tribünde öyle abartılacak bir yuhalama olmasa da, homurdanmalar başladı. Selçuk İnan duygusal bir yapıya sahip. Geçtiğimiz günlerde GS TV'ye verdiği bir röportajda, Galatasaray taraftarına (yuhalandığı için) kırgın olduğunu ifade etmişti. Önceden gelen bu kırgınlık, iyi oynadığı bir maçta gördüğü haksız tepkinin etkisiyle birleşti. Roberto Mancini'nin saha içerisine girerek verdiği "sahada kal !" mesajı da sonun başlangıcı oldu. Sakatlığını bahane ederek oyundan çıkmak istemesi ve formayı çıkartması da kendisine yakışmadı. Çıkarttığı formanın değerini, taşıdığı kaptanlık pazubandını daha önceden kimlerin taşıdığını da unutmaması gerekiyor.Yaşanan süreçte Selçuk İnan'dan daha dik bir duruş beklerdim. Ancak kendisine gösterilen tepkiler altında ezildiğini ve bu baskıyı kaldıramadığını görüyorum. Selçuk İnan'ın formasını çıkartıp Tugay'a vermesi ve kaptanlık pazubandını atması sebebiyle Galatasaray taraftarına bir özür borcu vardır. 

Birde ısrarla futbolcu yuhalamayı marifet zanneden taraftar boyutu vardır ki asıl problem burada yatmaktadır. 2 sene boyunca yaşanılan bütün başarılarda katkısı olan bir futbolcu, bu kadar kolay gözden çıkartılamaz ! Bu kadar kolay yem edilemez ! Belli bir yerden sonra Galatasaray'da futbolcu tutamaz hale geliriz. Arda  Turan'ın gidişinde sevgilisine edilen küfürleri de hatırlıyoruz. Bu tip şeyler sadece Galatasaray'a zarar vermekten öteye geçmiyor. Bu yüzden her futbolcuyu yuhalayan taraftarın da Galatasaray'a bir özür borcu vardır.

Gate 417'de açılan "Roma bir günde inşa edilmedi" pankartı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder